Özür Diletme Duası


Özür Dileme

Özür. bir insanın başka birine haksız yere, onu üzmesi, kalbini kırmasından dolayı, hatasını anlayıp ondan kendisini affetmesini üzgün olduğunubelirtmesidir. İnsan bazen hatasının farkında olmaz, kendince doğru yaptığını sanar, karşısındaki insanı veya insanları incitir, hatasından dolayı üzdüğü, kalbini kırdığı insanlardan özür dilemsi gerekir. Hatasından dolayı özür dilemek bir erdemliktir. Ama malesef bu erdemliği herkes yapamıyor, nefsine yeniliyor, gururuna yediremiyor aşağılanma, mağlup olma, gibi düşünüp nefsinin esiri oluyor.

Allah’ım! Huzurumda zulme uğrayıp da yardım etmediğin mazlumdan, bana yapılıp da karşılığını vermediğim iyilikten, özür dileyip de özrünü kabul etmediğim kötü iş sahibinden, benden bir şey isteyip de kendime tercih etmediğim fakirden, boynumda hakkı olup da hakkını tam olarak vermediğim mümin hak sahibinden, ayıbına vâkıf olup da ayıbını örtmediğim müminden, bulaşıp da terk etmediğim günahlardan dolayı mazeretimi kabul etmeni istiyorum.

Allah'ım! Bütün bunlar ve benzeri işlerim için, bir daha tekrarlamama engel olacak bir pişmanlıkla senden özür diliyorum. Şu hâlde, Muhammed ve Âline salât eyle ve düştüğüm sürçmelerden pişmanlığımı ve yaptığım kötü işleri terk etme azmimi, sevgini celp edecek bir tövbe kıl; ey tövbe edenleri seven!

Özür dileme ve barışma çabalarında ilk adımı atan dünyada da ukbada da kazanır. Hz. Peygamber’in müslümanlar arasındaki dargınlıkların giderilmesi bağlamındaki beyanlarından çıkartıyoruz bu değer yargısını.

Fakat tam bu aşamada çok ciddi bir problemle karşı karşıya olduğumuz bir gerçek. söz Hz. Peygamber’e ait de olsa pratikte aynı netice elde edilemiyor çoğu zaman. Halbuki O’nun sözlerinin tesir alanı bütün müslümanlar, yaptırım gücü ise Kur’an ile eşdeğer olması gerekir. Yani bu emre, tavsiyeye, ricaya -ne işim koyarsanız koyun- rağmen küskünlükler devam ediyor, barış çabaları tek taraflı kalıyor ve sonuçta elde var sıfır.
Daha açık bir ifade ile Hz. Peygamberin bu beyanına rağmen eşler ne özür diliyorlar birbirlerinden, ne de dilenen özrü kabul ediyorlar.“İnadına” deyimi var ya Türkçemizde, işte tam da onun anlamını gösterecek boyutta davranışlar sergiliyorlar. Bu manzara aslında şeytana teslim-i silah etmenin bir başka adıdır. Ya da musibeti ikileştirmenin.
Burada çok önemli bir nokta, özür dilemelere, barış çağrılarına cevap vermeme, “Ben bana düşeni yaptım, aynı tutumuna devam ediyor. Daha ne yapabilirim ki?” haklı mazaretinin doğumuna sebep olacaktır. Artık bu safhadan sonra belki de eşlerden haklı olan haksız konuma düşecek, o çağrılarına cevap vermeyen enaniyeti ile ileride suçlu pozisyonda özür dileme zorunda kalacaktır eşinden. Halbuki bu tip davranışların membaında kibir vardır, gurur vardır, enaniyet vardır. Bunlar ise Allah’ın sırf imtihan için verdiği duygulardır. Onların kullanım alanı ne insanın eşidir, ne de müslümanlar. Bunların yanlış kullanımı insanı şeytanın elinde mel’abe yapar, cehenneme giden yolun önünü açar ve kimbilir yuva bir kuru inad uğruna yıkılır gider.

Şahsen ben, hem müslümanım deyip hem de Hz. Peygamber’in barışma çağrılarına kulak asmayan, bu istikamette hareket etmeyen insanların iman ve Peygamber ile munasebetleri bağlamında kendilerini yeniden süzgeçten geçirmelerini şiddetle ve hararetle tavsiye edeceğim. Zira, mümin o dur ki Allah ve Rasulünün emir ve tercihleri karşısında nefsine rağmen onları tercih ede.

Tercih etmezse ne olur? Kaybeden kendisi olur, ilk adımı atan kazanır bu bağlamda. Bakın Nebiler Serverine bir gün bir sahabi gelip şöyle diyor; “Ey Allahin Rasulü! Benim akrabalarım var. ben onlara sıla-yı rahimde bulunuyorum, onlar karşılık vermiyorlar. Ben onlara iyilik yapıyorum, onlar kötülükle mukabelede bulunuyorlar. Ben onlara hilm ile muamele ediyorum, onlar kabaca davranıyorlar.” Allah Rasulü (sav) buyurur ki; “Eğer dediğin gibi ise, sen onlara sıcak ateşin tadını tattırıyorsun demektir. Sen bu haline devam ettiğin müddetçe Allah’ın yardım eli senin uzerinde olacaktır.” Yani sen sana düşeni yapmışsın demektir. Bırak gerisini onlar düşünsün.

Buradan hareketle ben de diyorum ki ilk adımı atan vazifesini yapmıştır. Bunu kabul etmeyen eşin Allah yardımcısı olsun, dünya da ukbada da.

Özür meselesine bir başka zaviyeden bakmanın yararlı olacağını düşünüyorum; acaba tatsızlıklar üzerine hemen gitmek mi iyidir, yoksa biraz zamanın geçmesini beklemek mi? Bana göre bu husus eşlerin yetişme tarzına, karakterine, şahsiyetine göre değişir. Bazı kişiler vardır ki eşiyle olan değil on günluk, beş günlük küskünlügü, bir saatlik limonileşmeyi bile kabullenemez, hazmedemez. Ciddi rahatsız olur. Hayattan kam alamaz hale gelir. İntiharı düşünecek, “Al Allahım canımı” diye Dua edecek boyutlarda dolaşır.

Bazısı da vardır, tam aksine. Hiç bir şey olmamış gibi normal ve gündelik hayatına, ilişkilerine devam eder. Dışarıya karşı öyle bir görüntü sergiler ki dünyadaki en mutlu evliliği sanki o yapmıştır. Birbirine alabildiğine zıt bu iki fıtratın tatsızlıklar üzerine hemen ortak bir noktada buluşması oldukça zordur. Burada zamana ihtiyaç olduğu kesin. Aksi halde acul fıtrata sahip eşin ne özür dilemesi, ne dertleşme çabaları fayda etmez. Konuşur- isterse denesin- ama karşısındaki sanki bir duvar vardır. Duvardan ses çıkar da ondan çıkmaz. “Bırakıp gideyim, bitsin bu iş burada” der, çocukları gözünün önüne gelir, “Hakkın var mı bunları yetim ve öksüz bırakmaya” diye seslenir vicdanı ona. Herşeye rağmen sabretmeye karar verir, sabır etme imkan ve zemini bulamaz, çünkü sanki eşi ona rahatsızlık vermekten zevk alıyordur.

Yazar: www.duasi.org ibrahim

Özür Diletme Hakkında Yorumlar

Yorum Yapılmamış

Bu Konuya Yorum Yapabilmek İçin, Üye Olmalı yada Üye Girişi Yapmalısınız.

Sitemap - Kullanım Şartları